13 Ağustos 2009 02:09 · linkeklepr
· Etiketler
Doğan
Holding’e bağlı Seda İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Edirne’nin Havsa
ilçesinde Türkiye’nin en büyük sanayi ve lojistik köyünü kurmak üzere
düğmeye bastı. “Havsa Uluslararası Endüstri ve Lojistik Merkezi”nin
kurulması için imar izinlerinin tamamlandığını belirten Seda İnşaat
Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü İrfan Özen, “Projenin
gerçekleştirileceği arazi 2 milyon 427 bin metrekarelik bir alana
sahip. Sanayi ve lojistik sektöründe faaliyet gösteren yerli ve yabancı
200’e yakın şirketin katılması planlandı” dedi.
Bütünlük içinde olacak
Projede,
yerli ve yabancı şirketlerin ileri teknoloji ile inşa edilmiş
endüstriyel tesislerinin yer alacağını anlatan İrfan Özen, şöyle
konuştu: “Taşıma ve dağıtım şirketlerinin tüm faaliyetlerini bütünlük
içerisinde yapabilmesini sağlayan lojistik park ve bu sektörlere hizmet
verecek modern sosyal tesislerin aynı merkezde toplanması sağlanacak.
Şirketler bina ve tesis inşaatlarını oluşturulacak yönetim planına
uygun olarak kendi tercih ettikleri inşaat şirketine veya teklifimizi
daha uygun görmeleri halinde şirketimize yaptırabilecekler.”
Avrupa kapısına yakın
Trakya’da,
belirlenen bölgeler dışında, endüstriyel veya lojistik amaçlı
tesislerin yer aldığı benzer merkezler inşa etmenin mümkün olmadığını
dile getiren İrfan Özen, şu bilgileri verdi: “Bakanlar Kurulu kararı
ile uygulamaya geçilen Trakya Koruma Birliği (TRAKAB) projesine göre
Trakya Bölgesi’nde yer alacak sanayi ve lojistik alanlar
belirlenmiştir. Avrupa’ya açılan sınır kapılarına bu kadar yakın,
konumu itibariyle sanayi yatırımlarına, lojistik faaliyetlere son
derece uygun benzer büyüklükte bir projeyi Trakya’da gerçekleştirmek
bundan sonra oldukça zor olacak.”
Projenin Özellikleri
İrfan Özen,
imar izinleri tamamlanmış bu projede yer almak isteyen şirketler için
şu bilgileri verdi: “Son derece uygun fiyat ve ödeme şartlarıyla,
alanları 5 bin ile 50 bin metrekare arasında değişen büyüklükte yer
satın alarak katılabilecekler. Yönetim planına uygun yapılacak inşaat
projeleri bölgenin planlanan modern tasarımından uzaklaşmasını
önleyecek. Proje bölgesinde otel, idari binalar, helikopter pisti,
restoran, akaryakıt istasyonu, Endüstri Meslek Lisesi, sağlık merkezi,
kreş, cami ve parklar için kullanılacak ticari ve sosyal tesis imarlı
parseller yer alıyor.”
İpek Yolu güzergâhında önemli bir rol üstlenecek
Havsa
Uluslararası Endüstri ve Lojistik Merkezi’nin, ileride yapılacak
projelerle daha da önemli hale geleceğini savunan İrfan Özen, şu
değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye doğu ile batı arasındaki 600 milyar
doların üzerindeki mal hareketinin geçiş yolu üzerindedir. Yakın bir
gelecekte İpek Yolu, yeni ismiyle Traceca Koridoru’nun devreye
girmesiyle, Avrupa Birliği ile başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere
Orta Asya ve Çin
arasındaki ticari faaliyetlerin en önemli parçası nakliye hizmetlerinde
ülkemiz çok önemli bir konumuna gelecektir. Havsa Uluslararası Endüstri
ve Lojistik Merkezi, lojistik hizmetler, kombine taşımacılık, depolama,
antrepo ve gümrük faaliyetleri konusunda Traceca İpek Yolu güzergahında
önemli bir rol üstlenecek.”
Sektörün 2 büyük derneği destek veriyor
Projeye
önemli derneklerin de destek verdiğini ifade eden İrfan Özen, “Toplam
üye sayısı iki bine yaklaşan, Türkiye’nin en büyük iki lojistik derneği
Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) ve Uluslararası Taşımacılık ve
Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) bu projeyi
desteklemektedir. UND Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tamer Dinçşahin ve
UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kosta Sandalcı, birikimleri ve
değerli görüşleriyle projeye çok önemli katkılar sağlamaktadırlar”
dedi.
Avrupa’da 100’den fazla var
Son 10
yılda uluslararası pazarda çok ciddi gelişme gösteren lojistik
endüstrisi ile ilgili yansımaların Türkiye ekonomisinde de görüldüğünü
anlatan İrfan Özen, “Avrupa’da 100’ün üzerinde lojistik köy var.
Türkiye’de de Havsa Uluslararası Endüstri ve Lojistik Merkezi gibi
projelerin gerçekleştirilmesinde geç bile kalındı.”
28 Temmuz 2009 07:35 · linkeklepr
· Etiketler
İzmir
Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları Genel Müdürlüğüne bağlı
''Kazar 3'' ve ''Çamur 7'' adlı gemiler, KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığıyla ile Ulaştırma Bakanlığı arasında 21 Mayıs 2009'da
imzalanan ''KKTC Liman ve Balıkçı Barınaklarını Tarama ve Derinleştirme
Protokolü'' çerçevesinde görev yapacak.
KKTC'nin
batı kıyılarından başlayarak ülke genelindeki tüm liman ve balıkçı
barınaklarında tarama ve derinleştirme çalışması yapacak gemilerin
çalışmaları, yaklaşık 4 ay sürecek.
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, Girne Turizm Limanı'na gelen gemileri
ziyaret etti ve protokol kapsamında yapılacak çalışmalar hakkında
basına bilgi verdi.
Taçoy,
açıklamasında, KKTC'de liman ve balıkçı barınaklarında tarama ve
derinleştirme çalışması yapılması konusunun geçen yıl gündeme gelmesi
ve her iki ülke Ulaştırma Bakanlıkları arasında protokol imzalanmasına
rağmen olayın bir türlü hayata geçirilemediğini belirterek, iktidara
gelen yeni hükümetin söz konusu protokolün bir an önce başlatılması
için girişim yaptığını kaydetti.
KKTC'deki
liman ve balıkçı barınaklarında meydana gelen kumlanmanın temizlenmesi
amacıyla başlatılan projenin, Anavatan ile Yavruvatan arasındaki mevcut
işbirliğinin bir örneği olduğunu ifade eden Taçoy, yarından başlayarak
4 ay sürecek bu projede ülkenin en batısından başlayarak tüm liman ve
balıkçı barınaklarında dip taraması ve derinleştirme çalışması
yapılacağını belirtti.
Taçoy,
turizm sezonunun içinde olunması nedeniyle Girne Turizm Limanı ile
tarihi Girne Yat Limanı'ndaki çalışmaların en son yapılacağını kaydetti.
Bir
ada ülkesi olan KKTC;de denizciliğin henüz istenilen düzeyde olmadığına
işaret eden Taçoy, yeni dönemde denizciliğin yaygınlaşarak
geliştirilmesi için, Limanlar Dairesi ve Liman Başkanlıklarıyla çalışma
başlattıklarını belirterek, şunları söyledi:
''Ülkede
denizciliğin geliştirilmesine ayrı bir önem veriyoruz. Kaptanlarımız ve
Limanlar Dairesi Müdürüyle bu konuda neler yapılabileceğini bir master
plan çerçevesinde ortaya koymaya çalışıyoruz. Master plan yapılırken
bunun önde gelen kısmı yasal kısmıdır. Ve konunun yasal kısmıyla ilgili
olarak bilirkişi olan arkadaşlarımızın yaptığı birçok çalışmayı da
değerlendirmeye aldık.''
Taçoy,
liman ve balıkçı barınaklarının geliştirilmesinin yanında, ülke
ekonomisine katkı sağlayacak açık deniz balıkçılığının da
geliştirilmesi gibi konulara da önem verdiklerini söyledi.
Başlatılan
çalışmalar çerçevesinde Gazimağusa Limanı'na yeni araç gereç
alınacağını, liman içindeki binalarda yenileme ve zemin düzenleme
çalışması yaparak limanın hizmet kalitesinin artırılacağını ifade eden
Taçoy, Gazimağusa Limanı'nın ardından Girne Turizm Limanı'nda da benzer
çalışmaların yapılacağını kaydetti.
18 Temmuz 2009 09:27 · linkeklepr
· Etiketler
Şu ana kadar kullanıldığı anlamıyla kalite standartlara uygunluk ya
da fonksiyonlara uygunluk olarak algılanmaktaydı. Günümüzde ise kalite
kavramı bu sınırları çoktan aşmıştır. Horoz evden eve nakliyat hizmetleri evden eve nakliyat
sektöründe öncülüğün verdiği sorumlulukla kaliteye yeni görevler
yüklemiştir. Bu kalite kavramını günlük konuşmalardaki dağınıklığından
kurtararak dar tanımlama kalıplarından kurtarmış esnek ve dinamik bir
çerçeve içine oturtmuştur.Horoz evden eve nakliyat çağdaş kalite tanımını kalite müşterinin isteğidir. Bunu biraz daha açalım ve evden eve nakliyat sektöründeki diğer firmalara da öncü olalım evden eve nakliyattaki hizmetin müşteri beklenti ve gereksinmelerini en üst düzeyde karşılayabilme yeteneğidir.
Horoz evden eve nakliyatı amacı müşterilerimizin beğeni ve gereksinmelerini daha iyi yakalamak ve rakiplerinden daha iyi hizmet üretmektir.
Evden eve nakliyat
sektörü kalite kaygan bir kavram haline geliyor. Tam yakaladık derken
elimizden kaçabilen ve kapsamı sürekli yenilenen bir yapıdadır kalite.
Hele bir de konu soyut bir kapsamlı olan hizmet kalitesi ile ilgili
olunca sorunumuz daha da derinleşmektedir.
Horoz evden eve nakliyatın hizmet kalitesi kriterleri ;
Erişebilirlilik: Siz müşterilerimizin bizimle temas
kurabilme derecesini belirler. Sunduğumuz hizmet telefonla ve internet
ortamında kolayca erişilebilir durumdadır. Hizmetimizden
yararlanabilmeniz için bekleme süremiz yoktur.
Tamlık: Sunduğumuz hizmetin bütününü tamamlama derecemiz en üst seviyededir.
Profesyonellik: Müşteri temsilcimiz, ekspertizimiz,
ekip liderimiz ve tüm personelimizin gösterdiği davranışlar
profesyoneldir. Kibarlık, saygı, güler yüz, müşteriyi dikkate alma,
içten davranma, kolaylık gösterme, işine sahip olma ve işine saygı
gösterme tutum ve davranışları temel ilkelerimizdendir.
Güvenirlilik: İnanırlılık ve dürüstlük özelliklerini açıklamaktadır. Seferogluevdenevenakliyat.com
evden eve nakliyat sektörü iş yapan firmaların imajlarıyla eylemlerinin uyumlu olması ve
söyledikleriyle yaptıklarının uyumunu göstermektedir. Horoz evden eve nakliyat
müşterilerimizin çok çok ilgilendiği bu özelliklere içitenlikle sahip
olduğunu belirtmektedir. Güvenlik riskten, tehlikeden ve kuşkudan uzak
olma derecemizin bir göstergesidir.
Süreklilik: Hataların oluşması durumunda bunların belirlenerek ortadan kaldırılarak düzeltilmesi için harcanan çabadır. Evden eve nakliyat
sektöründe bizim önemle üzerinde durduğumuz diğer bir nokta tüm işler
itinayla yerine getirilse bile oluşabilecek hataların hızla algılanarak
yok edilmesidir.
14 Temmuz 2009 17:47 · linkeklepr
· Etiketler
Türkiye'de
biyoyakıt üretmek amacıyla yatırım yapanlar, ürettikleri biyoyakıtları
satamamaktan şikayet ediyor. Üreticiler, Türkiye'deki biyoyakıt
potansiyelinin değerlendirilmesi için, halen isteğe bağlı olan
akaryakıtta yüzde 2'lik biyoyakıt katkısının zorunlu hale getirilmesini
istiyor.
Petrol
fiyatlarının arttığı dönemde biyoyakıtlar yoğun olarak tartışılırken,
birçok yatırımcı da Türkiye'nin potansiyelini değerlendirmek için
harekete geçmişti. Bazı yatırımcılar, biyodizel üretimi amacıyla,
aspir, kanola gibi yağ bitkilerini oldukça ciddi miktarlarda ürettirmek
için çok sayıda çiftçi sözleşme yaptı. Bazı yatırımcılar atık yağ
toplama tesisleri ve üniteleri kurdular.
Türkiye
Şeker Fabrikaları (TÜRKŞEKER) da potansiyeli değerlendirmek üzere,
şekerpancarından biyoetanol üretimi için Eskişehir Şeker Fabrikası'nda
ek yatırıma gitti. Tesiste 160 ton biyoetanol üretilmesine karşın,
talep olmadığı için satılamadı. Bunun üzerine üretim durduruldu.
Biyoyakıtlardan
biyoetanol şeker pancarı, şeker kamışı, mısır, buğday, patates gibi
şekerli ve nişastalı bitkilerden üretiliyor ve benzin ile
karıştırılarak kullanılıyor. Biyodizel ise aspir, kanola, soya gibi yağ
bitkilerinden veya atık yağlardan üretiliyor ve doğrudan, motorin
katkısı olmadan da kullanılabiliyor.
TÜRKŞEKER
Genel Müdürü Azmi Aksu'nun verdiği bilgiye göre, biyoetonol üretimi
için Eskişehir Fabrikası'nda 690 bin dolarlık yatırım yapıldı ve geçen
yıl 160 bin litre üretim gerçekleştirildi. Ancak, petrol fiyatları 150
dolardan 60 dolara kadar düşünce, biyoetanol pahalı hale geldi.
Kullanımı zorunlu olmadığı için de dağıtım firmalarından herhangi bir
talep olmadı.
Biyoetanolün
litresinin vergisiz maliyetinin 1,74 lira olduğunu ve vergilerle
birlikte benzinden daha pahalıya geldiğini anlatan Aksu, ''Kanuna göre
yüzde 2'ye kadar akaryakıta katılabiliyor. Ama zorunlu olmadığı için ve
fiyatı benzine göre yüksek olduğu için satamıyoruz. Zorunluluk olsa
bile bu maliyetle satmak zor. Zorunlu hale gelirse de yeterli kapasite
yok ve firmalar talep etse bile istediği miktarda bulamaz'' dedi.
Aksu,
bir ton pancarın alım fiyatının 110 liranın üzerinde olduğuna dikkati
çekerek, ancak 60 liraya alınacak pancardan üretilecek biyoetanol
üretilirse benzin ile rekabet edilebileceğini anlattı ve petrol fiyatı
50-60 dolar olduğu sürece biyoyakıt üretiminin rantabl olmayacağını
vurguladı.
TOPLADIĞI YAĞI İHRAÇ EDİYOR
Türkiye'de
atık yağdan biyodizel üretimi için yatırım yapan ilk firmalardan olan
Ezici Yağ Sanayii Biyodizel Enerji Üretimi AŞ'nin sahibi Mustafa Ezici
ise talep olmadığı için biyodizel üretemediklerini, topladıkları yağı
ihraç ettiklerini söyledi.
Ezici,
halen 7 tane firmanın atık yağ toplama yetkisinin bulunduğunu, ancak
atık yağdan üretilen biyodizelin maliyetinin yüksek olması ve talep
olmaması nedeniyle üretim yapmadıklarını bildirdi.
Ayrıca
atık yağdan üretilen biyodizelde standart sorunu yaşandığını anlatan
Ezici, standardı tutturmak için ham yağdan biyodizel üretilmesi
gerektiğini vurgulayarak, biyodizel üretmeme gerekçeleri konusunda şu
bilgiyi verdi:
''Halen
bir ton atık yağ bin dolar, bin 500 lira. Biyodizel üretim maliyeti
2,05 liraya geliyor. Tesis sahipleri, satış garantisi olmadığı, talep
gelmediği için biyodizel üretimini tercih etmiyor. Türkiye'de
dağıtıcılar maliyete bakıyor. Oysa Avrupa'da sadece çevre bilinci ile,
maliyetlere bakılmadan bu ürün tercih ediliyor. Türkiye'de biyodizel
üretimi konusunda 59 tane firma var ve 500 milyon doların üzerinde
yatırım yapıldı. Toplam 1 milyon tonun üzerinde kapasite oluştu. Ama
talep olmadığı için üretim yapılmıyor.''
Ayda
ortalama 500 ton yağ topladıklarını, bunu Almanya, İtalya ve İsrail'e
ihraç ettiklerini belirten Ezici, standart tutmadığı için Almanya'nın
atık yağı sadece elektrik üretiminde değerlendirdiğini, yenilenebilir
enerji ile ilgili yasanın çıkmasından sonra, devletin alım garantisi
vermesi halinde kendilerinin de atık yağı değerlendirmek üzere
Dilovası'nda elektrik santrali kurmak üzere hazırlık yaptıklarını
söyledi.
Türkiye'de
atık yağın toplanması konusunda devletin gerekli hassasiyeti
göstermediğini öne süren Ezici, ''2 bin 500 yatak kapasiteli bir
otelden 1 ton, diğer otelden 2 ton alıyoruz. Yani biri yağı döküyor
demektir. Ama bunun denetimi yok'' dedi.
YÜZDE 2 KULLANIMIN ZORUNLU OLMASINI BEKLİYORLAR
Alternatif
Enerji ve Biyodizel Üreticileri Birliği (ALBİYOBİR) Başkanı Tamer
Afacan da zorunluluk olmaması nedeniyle, 2006 yılı Aralık ayından beri
ürettikleri biyozidelden 1 litre bile akaryakıt olarak satmadıklarını
söyledi.
Türkiye'nin
Kyoto Sözleşmesi'ni onaylamasından sonra akaryakıta yüzde 2 biyoyakıt
katılması ile ilgili uygulamanın zorunlu hale getirilmesini
beklediklerini anlatan Afacan, şöyle konuştu:
''Önceki
yıllarda biyodizel üretmek üzere kanola ve aspir ekimi için sözleşmeler
yaptık. Ama hiç satış yapılamadığı için bu yıl hiç ektirmedik.
Biyoyakıtlar, yerli tarım ürünlerinden üretilirse ÖTV muafiyeti var.
Ancak, buna rağmen, 2006 Aralık'tan beri yerli tarımdan elde edilen bir
litre bile biyodizel harmanlanmadı. 30 Haziran 2008'e kadar yakıt
olarak üretilen biyodizelde ÖTV yoktu. Yakıt biyodizele ÖTV getirilince
firmalar çalışamaz hale geldi. 2008 Haziran'ından beri atık bitkisel
yağ toplayanlar, elinde tutuyor, üretim yapmıyor. Maliyet yüksek olduğu
için talep yok. Yüzde 2 kullanım zorunlu olmazsa, kullanım olmaz.
Avrupa'da olaya tamamen çevre açısından bakılıyor, maliyet açısından
bakılmıyor. Pahalı da olsa mutlaka kullanılmasını istiyorlar. Bugün
için biyodizel pahalı olabilir. Ama petrolün geçen yılki fiyatlarına
göre ucuzdu. Yarın petrolün pahalı olmayacağını kimse garanti edemez.
Dolayısıyla alternatif olarak bir kenarda tutundurulması ve
bulundurulması lazım. Biyoyakıtları, güldürmeseniz bile öldürmeyecek
şekilde alternatif olarak tutmak lazım. Harmanlanma zorunluluğu
getirilmesini ve atık bitkisel yağların da yerli tarım ürün gibi
ÖTV'den muaf tutulmasını istiyoruz.''
Türkiye'de
biyodizel açısından 1 milyon ton düzeyinde kurulu kapasite bulunduğunu,
bunun 80-100 bin tonunun atık yağlara yönelik olduğunu kaydeden Afacan,
dağıtım şirketlerinin, zorunlu olmasına nedeniyle Avrupa'da
biyoyakıtları kullanırken, Türkiye'de maliyetleri dikkate almasının bir
çelişki olduğuna işaret etti.
Afacan, ''Maliyetse, oradaki de maliyet. Türkiye'de çevre ihmal ediliyor'' dedi.
Tamer
Afacan, biyodizelin DDY lokomotiflerinde ve Marmara'da çalışan
gemilerde kullanımı konusunda sektör yetkilileri ile görüşüldüğünü
belirtti.
YDK RAPORUNDA ''BİYOYAKIT'' DEĞERLENDİRMESİ
Yüksek
Denetleme Kurulu'nun TÜRKŞEKER'in 2007 yılı faaliyetlerine ilişkin
raporunda, TÜRKŞEKER'in biyoetanol üretimi nedeniyle biyoyakıtlarla
ilgili konulara da yer verilmiş.
AB'nin
enerji güvenliğini artırmak, sera gazı emisyonlarını kontrol altına
almak için 2020'de yüzde 10 biyoyakıt kullanımı zorunluluğu öngördüğü
hatırlatılan raporda, enerji bitkisi yetiştiren çiftçilere hektar
başına 45 avro destekleme ödemesi yapıldığı hatırlatıldı. AB'de
tarımsal biyoenerji potansiyelinin 2010 yılında 47 milyon ton eşdeğer
petrol, 2030 yılında ise 142 milyon ton eşdeğer petrole erişeceği
bilgisine yer verilen rapora göre, İngiltere'de 2010 yılında yüzde 5
biyoyakıt kullanımı öngörülürken, tarım alanlarının yüzde 7'sinin
enerji bitkilerine ayrılması planlandı.
Brezilya'da
1930'lardan bu yana biyoetanol kullanılıyor ve dünya biyoetanol
pazarının yüzde 40'ı bu ülkeye ait. Çin'de 2007'de benzin tüketiminin
yüzde 20'si biyoetanolden karşılandı.
Türkiye'de
bugün için biyoetanol üretimine dönük kurulu kapasite 190 milyon litre.
Benzin tüketiminin yüzde 5'ine karşılık geliyor. Ancak kullanım
zorunluluğu olmaması ve sadece yüzde 2'lik karıştırma oranına ÖTV
muafiyeti uygulanmaması nedeniyle kurulu kapasite kullanılamıyor.
Biyodizelde de benzer durum söz konusu olup, enerji tarımına önem
verilmediği için 1,5 milyon tonluk kapasite atıl durumda bekliyor.
Türkiye'ye
170 milyon varilin üzerinde ham petrol ithal edildiği hatırlatılan
raporda, petrol fiyatlarında bir dolarlık artışın 170 milyon dolar
fazla ödemeye neden olduğuna işaret edilerek, biyoyakıtlar konusunun
değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
TÜRKŞEKER'in
şekerpancarından biyoetanol üretimi de değerlendirilen raporda,
''Yaklaşık 11 kg pancardan 1 litre alkol üretiliyor. Biyoetanol
üretimi, pancar kotasını 50 bin ton artıracak. Ancak A kotası fiyatı
ile pancar alınması halinde biyoetanol maliyeti çok yüksek olacağından
ve mevcut mevzuatta dağıtım firmalarına benzine biyoetanol
karıştırılması konusunda zorunluluk getirilmediği için, üretilen ürünün
pazarlanmasında sorun yaşanması olasıdır'' denildi.
ZAMAN